Adil Okay Resmi Web Sitesi
Anasayfa | Biyografi | Etkinlik Fotoğrafları | Sesli Şiirler | Videolar | Foto Şiir | İletişim

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Sibel Özbudun

Unutmamak Üzerine. ya da "Yirmibeşinci Saat"

 
Sibel Özbudun
Acılar ve anılar kalıcıdır; insan belleğinin "nisyan" ile malûl olduğunu ilan edenlere inat. Kimi zaman bastırırız onları, kimi zaman erteleriz; kimi zaman da görmezden geliriz. Ama, "yanıt"larını bulmadıkları sürece derinlerde bir yerde kanar dururlar. "Geçmişe sünger çekme" çağrılarına karşı ayak direr, yağmur öncesi sızlayan, işkencede parçalanmış bacak kemiği, bir gece ansızın bastırıveren bir karabasan, bir soluk tıkanması, tenha bir sokakta "peşimdeler mi acaba?" ürküsü, bir türkü dinlerken aklınıza düşüveren bir ölü arkadaş gibi en beklenmedik anlarda su yüzüne çıkıverirler. Üzerlerinden kaç yıl geçmiş olursa olsun.
Hele bir de yaşamlarımızı altüst eden, her birimizi bir yerlere savuran, umutlarımızın köklerinden söküldüğü, düşlerimizin tuzla buz olduğu hoyrat yaşanmışlıklara ilişkinseler. Silip atmak hiç mümkün değildir - en tövbekârı dahi günün birinde, diyelim ki bir rakı sofrasının orta yerinde teslim alırlar.
Şili'nin yeni devlet başkanı Bechelet, "Unutmamız mümkün değil; Unutmayacağız!" diye haykırırken yalnızca acılı Şili halkına mı tercüman oluyor sanıyorsunuz? Hayır, O, yeryüzünün, hesapları açık kalmış tüm işkence, katliam, kayıp, idam, sürgün kurbanlarının sesini dillendiriyor. Sözlerinin, dünyanın "öbür ucundaki" bizlerin yüreğine su serpmesi bu yüzden.
Ama daha yakınımızda olanlar var. Bizler gündelik hayat gailelerimiz içerisinde debelenip durur, zaman zaman aklımıza düşüveren cani imgeleri umarsız kovalamaya, unutmuşluğun sığ sularından kendimize güvenler devşirmeye çabalarken yanıbaşımızda durup bizlere sesleniyorlar:
"birden radyolar sustu /saatleri bir ömür ileriye aldılar /siren seslerinin / postal seslerine karıştığı / karartmalı bir eylül akşamı /o çılgın delikanlılar sır oldular/ hüzne boyandı şehir/ sokaklar öksüz kaldı / bakışlar soldu pencerelerde" (saatleri bir ömür ileriye aldılar)
"saat postal seslerine beş kala / Haydarpaşa garında mehter marşı / seferberlik / sefilbirlik / sefirbirlik / gözyaşları / tahta bavullar / la güvernica / git ben sonra gelirim / yalanlar beyaz uçurtma" (saat sana beş kala).
Bu hatırlamaya/hatırlatmaya kesin ihtiyacımız var. Adil Okay, yeni şiir kitabı yirmibeşinci saat'te bu hatırlatmayı üstlenmiş.  Ölülerimizi, mahpusluklarımızı, tezgahtan geçirilmişliklerimizi, sürgünlerimizi haykırıyor bize.
Ama yalnızca karanlık Eylül'lerimizi hatırlatmakla yetinmiyor. Dönüyor, sessizlerin bastırılmış çığlıklarına ses veriyor ["dilsiz kalabalıklarda büyür yalnızlığım / postal sesleri boğar türkülerimizi / bir gecede büyüyen Filistinli çocuklar / intifada biçer mayın tarlalarında / kutsal topraklar utanır / ben utanırım çaresizliğimden / sınırları zorlarım / taş doldururum ceplerime." (filistinli çocuklar) ve "sel suları çekildi / geriye çocuk çığlıkları kaldı / ve pak kadınlar (afganistan)]. dönüyor, yoklama yapıyor Uğur'un ilkokulunda  ["ana rahmine şarkta düşmüş çocuklar / lastik ayakkabılarıyla / 'korkma sönmez bu şafaklarda' / 126 elif / pamukta öğretmenim / 127 berivan / tütünde / 128 uğur / 'meçhul öğrenci anıtında' / ya sen niye geldin 129 / ben üzümcüydüm öğretmenim" (miyavola heyamola)]. dönüyor, kadın oluyor "töre"nin pençesinde ["karanlık köşe başlarında / eller yukarı / coplarla ittifak töreler / kafa kağıdı yerine / kanlı gerdek çarşafı sorar / yüreğime geceler konar / gündüzler sürgün." (ufak tefek kadın)]
Velhasıl günümüzde şiirin "unuttuğu" ne varsa yapıyor Okay'ın yirmibeşinci saat'i. Mütevazı bir içtenlik, onurlu bir dinginlikle açık kalan, durmaksızın yenileri eklenen hesapları(mıza) işaret ediyor. Kabuk tuttuğunu sandığımız yaralarımızı kanatıyor, yeniden ve yeniden.
Onları "kapatmanın" yolunun sürekli anımsamaktan, asla ve asla unutmamaktan geçtiğini vurgulayarak.

Adil Okay, Yirmibeşinci Saat (şiirler). Ütopya Yayınları, Mayıs 2006, Ankara.












RSS Kayna?y | Yazar Giri?i

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi